-
Her Şey Anını Bekler
Yağmur taşları eskitiyor, zaman yüzleri... Söylenmeyen her güzellik, kalp ağrısına dönüyor. Yazılmamış her söz ölüm oluyor sonunda. Sen, kalemde sakladıklarını beyaz kâğıtlara anlatmalısın. Ki hiçbir çığlık, tutulan sırların sessizliği kadar sağır edici değil... Ve yazarsan kâğıdın mürekkebi emmesi kadar, tutkulu yazmalısın. Yağmur taşları eskitiyor... Zaman, güncesini alınlarımızda tutmakta... Sen, yazmalısın Yaşamı saklamalısın kâğıtlarda. Çünkü geriye yalnız yazılanlar kalıyor... Yazar olmak isteyen, felsefeye meraklı bir genç... Fakat onun özelliği bir kitap karakteri oluşu... Yani sanal bir dünyada yaşıyor. Kitabın yazarı ve bu kitap karakteri anlaşıp kitabı birlikte yazmaya karar veriyorlar. Ortaya hem ilginç hem de keyifli bir kitap çıkıyor.
6.42 ₺ -
Yiğit Mustafa
ünahkar Baba, günah bataklığında sürüklenen bir aile babasının yanında çalıştığı bir genç vesilesiyle kurtuluşa eriş hikayesi…
98.00 ₺ -
Kırımlı Murat Destanı
Kırım’ın kaderi bu: Güneş her akşam hüzünle terk eder Kırım’ı. Her sabah acı bir günün üstüne doğar...Kırımlı Murat Destanı, Karasupazar’ın en heyecanlı ve en cesur delikanlısı Murat’ın ve Kırım Halkının bağımsızlıkları için verdikleri destansı mücadele…
98.00 ₺ -
Cimcime Tavşan
Piyesler, çocukların hayal gücünü geliştiren, sözel ve sosyal zekâlarını destekleyen yönleriyle iyi birer eğitim aracıdır. Bu kitapta tiyatromuzun ustalarından Hasan Nail Canat’ın çocuklar için yazıp oynadığı Cimcime Tavşan, Minderella, Kavuklu’nun Rüyası, Elveda Öğretmenim ve Çevrentoloji isimli piyesleri bulacaksınız. Çocukları güldüren, güldürürken düşündüren bu piyesler, ilkokul öğrencileri tarafından rahatlıkla sahnelenebilir. Evet Değerli Okuyucularımız Okul Tiyatroları Bu Piyeslerle Şenlenecek.
16.45 ₺ -
Bir Küçük Osmancık Vardı
Osmancık, ailenin biricik çocuğudur. Kötü emellerine yenik düşmüş, gözlerini para hırsı bürümüş bir çete tarafından kaçırılır. Ailesi Osmancığın hayatından çok endişe etmektedir. Bir an evvel biricik yavrularına kavuşmak isterler ve bunun için ne gerekiyorsa yapmaya hazırdırlar. Fakat bunu yapmak o kadar kolay olacak mı? Masum ve korumasız bir çocuk olan Osmancık, onu çok seven ailesine kavuşabilecek mi? "Bir Küçük Osmancık Vardı" bir solukta okunacak heyecan dolu, duygu yüklü bir ilk gençlik romanı..
87.50 ₺ -
Bir Avuç Ateş
Bir Avuç Ateş, inançlı bir ailenin, evin büyük oğlu Kenan’ın hırslarıyla olan büyük imtihanının hikâyesi…“Bugün sana gelemiyorum. Çünkü yüreğim kanarken sana gelemem. Yüzüme bakınca, yüreğimi en iyi sen görürsün. Gözlerimden ıstırabımı en iyi sen okursun. Belki otuz yıl önce, bir bayram sabahı, annemin avuçlarına kapanıp ağladığım gibi ağlarım bugün... O zaman sen yıkılırsın. Hayır! Görme ağladığımı, duyma hıçkırıklarımı, ben ağlayacak bir köşe bulurum...”
70.00 ₺ -
Beyaz Selvi
Halide Nusret’in gerçek bir hikâyeden yola çıkarak kaleme aldığı bu roman, cennet’ten cehennem’e düşen bir ailenin sade fakat feci alınyazısını konu alıyor… Aşkla, ihanetle, gururla, tutkuyla ve sadakatle örülmüş bu hikâyede günümüzden çok şey bulacak; bir selvi kadar güçlü, aynı zamanda narin olan Nadide’nin hüzünlü öyküsünü bir solukta okuyacaksınız… Nadie, adı gibi eşi benzeri bulunmayan, Halide Nusret′in deyimiyle “bir rüya ve hülya ikliminden” çıkıp gelmiş gibi asil, onurlu ve fedakâr bir kadındır. Doktor eşi Hâmid Bey ve üç çocuğuyla birlikte mutludur. Ancak bu mutluluk kendisinden yaşça küçük, ünlü bestekâr Dündar’a rastlamasıyla sona erecektir. “Bu esere ‘Roman’ demek bilmem ki doğru mu? Bu, zavallı bir gönül ve ömür hikayesidir; cennet’ten cehennem’e düşen bir ailenin sade, fakat feci alınyazısı… Ben bu sergüzeşti, ay’sız bir temmuz gecesinin çok yıldızlı gökleri altında bizzat kahramanının ağzından dinlemiştim. Bu toprağın değil, bir rüya ve hülya ikliminin mahlukuna benzeyen o bembeyaz kadına, bu hikayeyi yazacağıma dair söz de vermiştim. Bugün o, artık son ve ebedi rüyasına dalmış bulunuyor… Kendisine verdiğim söz, şimdi benim için mutlaka ödenmesi gereken kutsal bir borç mahiyetini aldı. İşte bu satırlarla ben, o borcu ödemeye çalışıyorum.” Halide Nusret Zorlutuna
6.16 ₺ -
Aynalar Koridorunda Aşk
Aşk insanın kalbini doldurmaya yeter mi? Caddede bir terapist yürüyor; insanları gözlemleyen ve yaşadıkları mutsuzluğun nedenlerini anlamaya çalışan bir terapist. Dr. Mavi, “Aynalar Koridorunda Aşk”ın kahramanı. Hepimizin yaşadığı duygusal karmaşaları tecrübe eden, varoluşun özünü anlamaya çalışan bir kahraman. Yüksek ökçeli kırmızı ayakkabılı kadın, etrafın ilgisini çekmek için sarmaş dolaş gezen sevgililer, önündeki arabayı sollayamayınca kendini değersiz hisseden BMW sürücüsü… Birer varoluş mabedi haline gelmiş kafeler, restoranlar ve buraları dolduran insanlar… Milyonlarca imge… İmgelerde varoluşunu arayan insanlar... Aynada kendini gördüğünü zanneden ama Beyaz’ın söylediği gibi asla görmeyecek olan, restoranda yemek yiyen kadın… Narsistleşmiş, benliğin mabedine hapsolup kendi varoluş gerçekliklerinden uzağa düşmüş, içlerindeki boşluğu aşkla doldurmaya çalışanlar... Peki, aşk insanın kalbini doldurmaya yeter mi? Sonsuz sevilme, değerli görülme ihtiyacını duyan insanın kalbini kim nasıl doldurur? Dr. Mavi, Beyaz, Kırmızı, Gri ve Sarı, rüyaların, gerçeklerin ve aynaların izini sürerek bu sorunun cevabını arıyorlar…
9.94 ₺ -
Aydınlık Kapı
II. Meşrutiyet yıllarından başlayıp 1940’lara kadar uzanan uzun bir dönemin romanı. Daha önce ‘Yaralılar’ adıyla tefrika edilen romanın ilk baskısı ile sonraki baskıları, bu yayında mukayese edilerek Halide Nusret’in romancılığının ayrı bir cephesi ortaya konuldu. Roman, biri aşkın ve ihtirasın peşinden giden, biri ise anneliği tercih eden iki kadın kahraman etrafında, Türk toplumunun yaşadığı medeniyet değişimini çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor.
14.80 ₺ -
Aşk ve Zafer
Aşk ve Zafer, devrinde ‘Ümmü’l-Muharrirât (Yazarların annesi)’ unvanını almış Halide Nusret’in en çarpıcı romanı. Milli Mücadele yıllarında İstanbul’da ve Urfa’da yaşanan bir aşkın romanı. Roman, Milli Mücadele’nin Anadolu’da ve İstanbul’da yaptığı değişimleri, Urfa’nın kültürel dünyasını, Halide Nusret’in bakış açısıyla sunuyor. Roman, Halide Nusret’in biyografisinden kuvvetli izler taşımasıyla ayrıca önem kazanıyor. Roman, Urfa’daki hayat etrafında kadın meselesine yaptığı vurguyla öne çıkıyor.
9.25 ₺ -
Anka
Sadık Yalsızuçanlar’dan Niyazi Mısri’yi bugünlerde gezdiren müthiş bir roman… ‘İlkin gezginliğe çıkmak gerek; ancak sonra yurduna dönebilir, o zaman ötekileri anlayabilirsin…’ der Wittgenstein. Anka, bu gezginlerden birinin, bilgeler bilgesi Niyazi Mısri’nin Aspuzu’da başlayıp Limni’de son bulan, gerçekte âlemlerde olup biten gezisinin öyküsü. Anka’yı ilginç kılan, yalnızca tarihi bir anlatı olmakla kalmaması. Yalsızuçanlar, İslam bilgelerini bugünde yaşayan kahramanların hayatlarına dolayarak özgün bir anlatımla canlandırdığı kitap dizisinin üçüncüsü Anka’da Niyazi Mısri’yi konuk ediyor sayfalarına. Modern hayatın tam ortasında yaşayan Mehmet, Niyazi Mısri üzerine bir doktora tezi hazırlamaktadır. Daha hazırlık aşamasında büyük mürşidin ateşiyle yanmaya başlar ve onunla beraber bir meşakkat yolculuğuna çıkar. Karısıyla ve oğluyla da sorunlar yaşayan Mehmet için Mısri üzerine tez hazırlamak bir yerden sonra imkânsız hale gelir, içine girdiği manaları bir tezin sayfalarına sığdırmanın imkânı yoktur çünkü. Kadim bir hakikat adamının peşine düşen bugünün Mehmet’inin belki de asıl imtihanı, kendi zamanını büyük mürşidin adımları ile kat etmeye çalışmak zorunda kalmasıdır. Bilinç akışı tekniğiyle yazılan ve yoğun bir gönderme yükünün üstesinden başarıyla gelen Anka, edebiyatseverlerin unutamayacağı romanlardan biri olmaya aday. Yalsızuçanlar, daha önce “Gezgin” isimli romanında İbn Arabi’nin, “Cam ve Elmas”’ta ise Ebu’l Hasan Harakani’nin hayatını kalmıştır. Gezgin romanı “Der Wanderer” ismiyle yayınlandığı Almanya’da da büyük beğeni toplamıştır.
17.39 ₺ -
Yeniçeri
İmparatorluğun Son Akşamı′nın yazarı Hakan Kağan’dan heyecan dolu yeni bir roman: Yeniçeri/ Kılıç Kından Çıkınca Sultan Selim’in katliyle başlayıp Yeniçeri ocağının kaldırmasına dek süren olaylar içinde heyecan ve aşk dolu bir adam; Pir Elvan… III. Selim ile Napolyon arasında mektup taşıyan bir ulak, Bektaşiler arasında bir Mevlevi… Pir Elvan’ın sohbet arkadaşı Melling. Fansız mimar, seyyah, ressam… Gerçek bilgiler ve gerçek isimlerle nefes kesici bir serüven… Sultan Mahmut bir anda kararsızlaştı. Ateşin gözleri buğulu bir camın ardındaymış gibi bakıyordu. Umur görmüş devletlûlar ve ak sarıklı hocalar, padişahın bu mahzun duruşunun manasını kavramıştı. Sancak-ı şerif çıkar da asiler galip gelirse bu, devletin sonu olur, imparatorluk asilerin eline geçerdi. Bu ağır yükü kimse omuzlayamıyordu. Salona bir anda ölüm sessizliği çöktü. Herkes bu durumu kabullenmiş gibi boynunu bükmüş iken ileri doğru yürüyen dersiam hocası Abdurrahman Efendi’nin ayak sesleri boş kubbede yankılandı. “Muradımız din ve devletin bekası ise, bu asileri kırar geçiririz, değilse biz de bu din ve devlet ile batıp gideriz. Zillete düşmektense ölüm yeğdir, hünkârım. Hal böyleyken daha ne olma ihtimali vardır?” Hiddetinden elindeki tespih koptu, taneler mermer zemin üzerinde dağıldı. “Allah’ın izniyle onları işte böyle dağıtırız. Bu, Allah’ın bir işaretidir, hünkârım.” Mermer zeminde yuvarlanan taşların sesi kesilince gür sesiyle son sözünü söyledi. “Kılıç kından çıkmadıkça, kurt sürüsü hizaya girmez, hünkârım!”
9.25 ₺ -
Şebek Romanı
Anlam kaybına uğramış, şiddet dolu ultra-modern bir ortamda, gelenek, kendine özgü huzur ve dinginliğe hangi biçimde yol bulur? İnsanlığa, en karanlık, en çetin şartlarda yaşama gücü veren, ne türden bir derinliktir? Bir bilimkurgu parodisi olan “Şebek Romanı” bilimkurgu, mizah, tasavvuf gibi üç öğeyi bir araya getiren uzun bir öykü.
35.15 ₺ -
Refia Sultan
Bir Tanzimat Prensesi Refia Sultan; Sultan Abdülmecid’in kızı, Sultan Abdülaziz’in yeğeni, V. Murat ve Sultan Abdülhamit’in kız kardeşi... İhtişamın ve iflasın, hüzün ve saadetin, yas ve cülusun iç içe yaşandığı bir hikaye. Saltanat kayıkları... Saltanat arabaları... Borç ödemek, ihsan etmek için darphaneye gönderilip sikke kestirilen sultan mutfağının altın, gümüş tabakları. Tanzimatla batılı rüzgarların estiği bir payitaht… Kırım savaşı... Payitahta İngiliz, Fransız askerleri… Lambalı Kadının kızları… Sultan Aziz’in, Sultan Murat’a hayır getirmeyen tahtı… Şeyh Galib’e ve Beyhan Sultan’a ait sararmış, şirazesi dağılmış bir defter... Saray fotoğrafçısı Vasilaki Kargopulo’nun objektifinden sultanlar zamanında; sultanların, kölelerin, dervişlerin, dilencilerin, satıcıların birbiriyle kesişen öyküleri… Ve erguvani bir İstanbul…
12.95 ₺ -
Pertev Bey′in Üç Kızı İki Kızı Ve Torunları
"Pertev Bey" tamamen siyasi bir roman niteliğinde ve Ayaşlı’nın tarih kültür ve siyaset alanındaki düşüncelerini özetler mahiyettedir. Bu romanı Ayaşlı’nın diğer eserlerinden ayrı bir yere koymak gerekiyor. "Pertev Bey"i, gerek hacim gerek dil ve üslup olarak Ayaşlı’nın dünyasını en iyi özetleyen eser olarak görmek mümkün. Münevver Ayaşlı hayatının son anına kadar Osmanlı Hanedanı′na, hilafet ve saltanata bağlılığından vazgeçmemiş, onlara karşı saygısını hep korumuştur. Her fırsatta saltanat ailesinin yaşadığı çileyi dile getirmiş, üzüntülerini ifade etmiştir. Aynı hassasiyeti İstiklal Harbi için de gösterir. Yine "Pertev Bey" romanında Osmanlının son dönem devlet adamı ve aydınlarının pek çoğunun İstiklal Harbi′ne katılmak için gösterdikleri cehdi ve katılamayanların da (Pertev Bey gibi) üzüntülerini yansıtır. Elinizdeki kitap ′nehir roman′ dediğimiz birbirinin devamı olarak kaleme alınmış üç kitaptan oluşuyor: ′′Pertev Bey′in Üç Kızı, Pertev Bey′in İki Kızı ve Pertev Bey′in Torunları′′ Hatırat yazarlığının önemli isimlerinden Münevver Ayaşlı, gerçek bir zaman, mekan ve vak′a üçgenine oturtarak başarılı bir üslupla kaleme alıyor romanını. Miralaya Pertev Bey′in kızları, torunları ve kalabalık maiyeti etrafında ferdi, ailevi ve toplumsal bozulmuşluğu tahlil ediyor. Hem şahitlik ettiği hem de derinden yaşadığı Osmanlı İmparatorluğu′nun yıkılışını ve yıkılış sebeplerini kavratıyor okuyucusuna. “Pertev Bey” serisi tarihsel gerçeklerin öyküleştirilerek okuyucuya sunulduğu seviyeli, üsluplu, geniş bir ′dönem romanı′ kimliğinde.
15.76 ₺ -
Muhafız
Türkiye Cumhuriyeti’nden Rumeli ve Mezopotamya Birliği’ne… Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın mağlup olması için çalışan gizli bir ekip… J.F Kennedy ve Adnan Menderes’i yetiştiren ortak AKADEMİ… Avrupa’da Teslis’e karşı ‘Tek Tanrı’ inancını savunan Protestan Hareketini başlatan M. Luther’in bağlı olduğu İslam Teşkilatı… Bilinen tarih tezlerini at üst edecek bir kurgu. Selman Kayabaşı, yeni romanıyla okurlarının karşısında… ASELSAN’daki gizli projede görev yapan Elektronik Mühendisi Semih Temiz, Sakarya’daki bir arazide intihar etmiş olarak bulunur. Bunun bir suikast olduğunu düşünen MİT, Affan Alkan’ı suikastı çözmekle görevlendirir. Affan Bey cinayetin izini sürerken Turgut Özal’ın bir araya getirdiği ve Rumeli’de bağımsız devletler kurmakla görevlendirdiği gizli bir ekibin varlığından haberdar olur. *Ak Parti’nin ilk Cumhurbaşkanı adayı Vecdi Gönül’dü. Neden ve nasıl oldu da Cumhurbaşkanlığına Abdullah Gül aday gösterildi? Perde arkasında yaşananlar, ilk kez yazıldı. *Muhsin Yazıcıoğlu, Makedonya ve Kosova’daki gizli görevleri sebebiyle mi öldürüldü? Kosova Devleti’nin kurulmasıyla Yazıcıoğlu’nun ölümü arasında nasıl bir ilişki var? *Adnan Menderes, Turgut Özal, Adnan Kahveci, Üzeyir Garih; aynı ekip tarafından yetiştirilmiş özel isimler miydi? Kahveci, Anavatan Partisi’nin başına geçeceği için mi öldürüldü? *Üzeyir Garih Suikastı’nın perde arkasında, Hilafet’in tekrar tesis edilmesi ve Rumeli ile Asya’daki gizli faaliyetleri mi yatıyor? *ASELSAN’daki intiharlar, devletin içindeki gizli bir ekibin yaptığı projeyle mi ilgiliydi? *Kanuni Sultan Süleyman’ın sır gibi saklanan kılıcı KANUN, Protestanlık’ın ortaya çıkışıyla ilgili hangi sırrı barındırıyor? Kılıç, bugün hangi teşkilatın elinde ve nasıl korunuyor? *ABD ve Türkiye’yi yöneten ortak bir ekip mi var? Türkiye’nin bölgedeki etkisinin artması, bu gizli yapının varlığıyla mı ilgili? *Osmanlı Devleti’ni idare eden bu gizli yapı, 1917’den sonra Almanya’nın mağlup olması için hangi gizli çalışmaları yaptı? *Mustafa Kemal, bu ekip tarafından yetiştirilip Anadolu’ya yeni bir devlet kurmak üzere mi gönderildi? *Yazar Selman Kayabaşı, Türkiye’de son yıllarda yaşanan gelişmelerin perde arkasını ve tarihi kaynaklarını ilk kez ortaya koyuyor.Türkiye Cumhuriyeti’nden Rumeli ve Mezopotamya Birliği’ne… Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın mağlup olması için çalışan gizli bir ekip… J.F Kennedy ve Adnan Menderes’i yetiştiren ortak AKADEMİ…
8.57 ₺ -
Minyeli Abdullah
İlk kez 1967 yılında Babıâli’de Sabah gazetesinde tefrika edilen Minyeli Abdullah, o kadar büyük ilgi görür ki bu kitabı yayımlamak için bir yayınevi kurulur. Kitap olarak yayımlandığında dört ay gibi kısa sürede 50.000 adet satılır. Dönemin Türkiye’si için çok dikkate değer bir durumdur bu. Yıllar geçer, Minyeli Abdullah yüzbinler tarafından okunmaya devam eder. Sinemaya uyarlanır, bu defa da gişe rekorları kırar. Peki Minyeli Abdullah’ın halkın gönlünde böylesine yer edinmesinin sebebi nedir? “Minyeli Abdullah’ı yazarken aslında dertlerimizi yazdım, inançlı insanların dünyasını ve yaşadıklarını... O dönemde o günün şartlarına bağlı sıkıntılar vardı. İnsanlar İslami kitap okudukları için kolluk kuvvetleri tarafından karakola götürülüp nezarete atılıyorlardı mesela. Müslümanların içinde bulunduğu hali bir şekilde anlatmalıydım.” Hekimoğlu İsmail Minyeli Abdullah, 20. asır Müslümanını anlatır. O Mısır’da olduğu gibi Suriye’de de, Irak’ta da, Cezayir’de de, Pakistan’da da, Nijerya’da da, Türkiye’de de, hâsılı dünyanın her yerinde yaşayan bu küfür ve dalalet asrının karanlığında nura doğru yol arayan ve bulan Abdullahların hikâyesidir. Minyeli Abdullah’ın Türkiye'yi ayağa kaldırdığı günün üzerinden tam 50 yıl geçti. Birkaç nesli büyüten kitap Minyeli Abdullah 50. yılında ilk kapağı ve özel baskısıyla yeniden raflarda…
170.20 ₺ -
Maznun
Bütün suçu okumak ve dürüstçe yaşamak olan insanlara reva görülen eziyetin romanı... Romanlarıyla halkın gönlüne taht kuran Hekimoğlu İsmail′in bu kıymetli romanını bazen gülerek, bazen ağlayarak okuyacaksınız.
162.80 ₺ -
Lal
LÂL, Nergis’in aşk temelli estetik islam algısı ve ikizinin madde nakli çabalarında temsil edilen Fatih Medeniyeti Romanı Kaybolan eşini, iki çocuğuyla senelerce bekleyen Nergis’in, Bosna Dayanışma Grubu’nda yıllar sonra karşılaştığı kuzeni Fuad’la masalsı aşkı… Bosna Savaşı, 99 Depremi, sırlar ve geçmişiyle yüzleşen saray kökenli, muhafazakâr Sermüezzin Ailesi, saraylı yıllar, Abdülhamid’in Hicaz Demiryolu, Fatih Camii’ndeki ilk Türkçe ezan, küskünlük ve İstanbul’dan Mekke’ye göç… LÂL, İstanbul’da Medine, Bosna; “Kalmaz sonra, onlardan farkımız”ı Aliya’ya söyleten maya… Mimar Sinan, Dede Efendi, Sezen Aksu, Baktagir ve Tanpınar’la karışmak İstanbul’a… “Biz O’nun rüyasıyız!” diyen Arabi’nin düşünsel temelini oluşturduğu rüya anlatı… LÂL, nazenin bir edebî dilin, Ayşe Kara’nın keyifli ve akıcı romanı…
11.31 ₺ -
Şeytan Sarmalı
Bir yandan tükenişini, bir yandan birikişini yaşayan bir harp kahramanı… Düş ve gerçekliğin iç içe geçtiği fırtınalı bir zeminde şeytani bir anafora tutulmuş, sürüklenerek yaşarken önüne sürülen ikilem şu: Hayat mı, helak mı? Ve hangisi hayat, hangisi helak? Yakasını kaptırdığı esrarengiz ziyaretçileri kim? Melek mi, Şeytan mı? Ve hayatına giren biri var ki, Neslihan mı, Nefs-i Can mı? “Şeytan Sarmalı”, edebiyatla gerilimin harmanladığı soluksuz okunacak bir roman…
6.16 ₺ -
Sevda
Sevda; aşk, hayal ve gençlik rüyaları peşinde hayatını çıkmazlara atan bir genç kızın dram, acı ve ibret dolu hayatını dile getirmektedir. Olaylar zinciri o kadar etkileyici, o kadar şaşkınlık verici ve o kadar ibret dolu ki, insan kendini tutamıyor, "Bu kadar da olur mu?" diyerek kendinden geçiyor. Aslında bu kitap günümüz gençliğinin yaşamakta olduğu hayatı anlatmaktadır. Bir anlamda her genç bu kitapta kendini görecektir; kendi hayatından sahneler bulacaktır. Daha da önemlisi bu sahneleri ibretle ve dehşet içinde izleyince kendi hayatını da sorgulama ihtiyacı hissedecektir. Bu kitabı okuyan her kişi, bir an önce dostlarına da okutma çabasına düşecektir. Gözyaşları ve ibretlerle dolu bir kitap okumak istiyorsanız, buyurun... Bir başka hayat hikayesinde buluşmak üzere...
6.29 ₺ -
YAVUZ Sultan Selim Han Okay Tiryakioğlu
Kuşatma 1453’ün yazarı Okay Tiryakioğlu’ndan eşsiz bir tarihî şahsiyetin sarsıcı romanı: YAVUZ. Sefer güzergâhını soran vezire, “Sır tutmayı bilir misin?” diye soran; “Evet!” cevabını alınca “Ben de bilirim.” karşılığını verecek denli temkinli, “dünya”yı kafasında taşıyan bir gaye adamı. Hedefleri uğruna kardeş kavgasını hatta baba-oğul çekişmesini bile göze almak zorunda kaan küçük şehzade. Bu kararlılığına, son nefesine kadar, kaybettiği kardeşleri ve can dostlarının özlemi eşlik etmiş şair bir yürek. Devletine ve ümmetine 400 yıl soluk aldıran eşi benzeri görülmemiş 8 yıllık bir “hamle”nin mimarı halife. Ve çevresindekilere aklı yitirmenin sınırlarını zorlatan bir yaralı son: Şirpençe. Hiç abartılı olmayan ama kahramanlarının dayandıkları manevi gücü de ıskalamayan olgun bir edebî dilin romanı…
180.00 ₺ -
Kuşatma 1453
Konstantiniyye şehri ile sınırlı hale gelen Doğu Roma İmparatorluğu’nun çaresizliği, Latin istilasının Bizans halkında bıraktığı nefret ve bezginlik, gökten inecek Meryem’in şehri koruyacağı efsaneleriyle kendilerini avutan insanlar ve düşmanın hayal bile edemeyeceği donanmalara sahip genç sultan… Okay Tiryakioğlu’nun kaleminden, tarihin orta yerine saplanmış bir kılıç gibi duran muhteşem kuşatmayı soluk soluğa okuyacaksınız. “Bu kuşatma başarısız olursa eğer, muhaliflerinin babana gösterdikleri hoşgörüyü sana göstermeyeceklerini seziyorsun. Kaybedeceğin itibar kaybıyla tahtında uzun süre oturamayacağının hesabını yapmaya başlıyorsun. Böyle umutsuzluğa kapıldığın zamanlarda Peygamber’in, ‘Kostantiniyye, bir gün fetih olunacaktır. Onu fetheden asker ne güzel asker, onu fetheden komutan ne güzel komutandır’ hadisini hatırlıyor, o komutanın sen olabileceğine dair muhteşem hayallere kapılıyorsun. Yüreğinde müthiş bir güç buluyorsun o anlarda. İşte şimdi yine durmuş, terli bedenin soğuk odanın içinde süratle soğurken, üzerini giyinmen için seni uyaran hizmetkârlarını duymuyorsun bile. Sonra savaş planları ve yeni baştan çizdirip durduğun haritaların üzerinde tekrar ince hesaplara gömülüyorsun…”
196.10 ₺ -
İsimle Ateş Arasında
Padişah: Bütün varlığı ismiyle kaimdi. Her yaptığı dünyaya bir isim bırakmak içindi. İsmi kaybolunca varlığı da kayboluyordu. Yeniçeri: İsimleri bağlılıklarıyla vardı. Aşk ile bağlıydılar padişahlarına. Ateşle yaşıyor, ateşle sınanıyorlardı. Aşk: Her şey gibi o da zamana yenik düşüyor. Teslimiyet ve bağlılık gerektirdiği gibi, aşıkın da teslimiyet ve bağlılık duygusunu uyandırması gerekiyordu. Aşklar da ateşle sınanıyordu. İsimi varlıklarının işaretiydi. Varlıkları isimleriyle birlikte siliniyordu. Aşkla bağlıydılar ve aşkları bağlılıktı. Padişah, askerleri ve hüzünlü bir aşk hikayesi... İsmin ve ateşin felsefesi arasında, bir yanda Osmanlı tarihi önünde yeniçerilerin hikayesi, bir yanda satın aldığı esame ile bütün hayatı değişen ve kendisini aşkın tükenişe varan yolculuğunda bulan Numan’ın hikayesi. Diğer yanda da çeşitli ilgilerle bu iki hikayeye bağlanan küçük hikayeler. Her şey Numan’ın kalbinden ve yeniçeri ocağından kıvılcım almışa benzeyen muazzam bir yangında yok olurken; Nazan Bekiroğlu. İsimle Ateş Arasında adlı romanında, resmi tarihin hükümleriyle bireysel tarihçelerin ne kadar uyuşmaz olduğunu anlatmayı deniyor yerli bir duruşla.
259.00 ₺ -
İkna Odası
SADECE BAŞÖRTÜSÜ YASAKLARI İÇİN DEĞİL, KADINLARIN TÜM ACILARI NAMINA… Türkiye ikna odası gibi bir olay yaşadı. Üniversiteyi kazanmış yüzlerce genç kız ikna odalarında kendi varoluş hakikatleri ve gelecek kaygıları arasında bir seçim yapmaya zorlandı. Problem halen can yakıcı haliyle sürerken bunu konuşabilmek için insani bir dil üretmek gerekiyor. Süreci bizzat gözleyen Yıldız Ramazanoğlu bu odadan geçip hayatları binbir parçaya bölünen üç arkadaşın öyküsünü çok katmanlı bir okumayla anlatıyor. Nermin, Seher ve Nuray… Üniversite kayıt kuyruklarından ikna odalarına alınan, kendi varoluş hakikatleri ile gelecek kaygıları arasında bir seçim yapmaya zorlanan yüzlerce genç kızdan üçü… Yıldız Ramazanoğlu hayatları binbir parçaya bölünen üç arkadaşın öyküsünü incelikli bir bakışla sunuyor. Bir sosyal meseleyi edebiyatın konusu yapmayı, sadece başörtüsü yasaklarıyla sınırlı kalmayan kadın sorunlarını dünya kadar açılıma sahip bir insanlık durumu olarak çizmeyi ustalıkla başarıyor. İkna Odası bir novella. Dolayısıyla can verdiği kahramanları birçok yüzleriyle görebiliyoruz. Üniversitedeki başörtüsü yasağı çerçevesinde gelişen olaylar ve iç çatışmaların yanı sıra kadın hareketinin gündemine girmiş başka pek çok motif de satırlar arasında uç veriyor. Bu da eseri tek boyutlu, tarafgir ve manifestovari bir dilin tuzağına düşmekten kurtarıyor. Ramazanoğlu başörtüsü yasakları ve diğer kadın sorunlarının insani düzlemde konuşulabilmesine dair ümit verici bir açılım yaptığı eserde farklı bir direniş halini de anlatıyor. Kapaktaki ironik çizim de belki bu direnişi imliyor. “Pencereyi açtı. Çocuklar hiç sakınımsız pervasızca kayıyorlar. O da böyle geçirmişti çocukluğunu. Şu çok uzun süren çocukluk hastalığı bu yüzdendi. Ailesinin onu kırmadan incitmeden ama artık biraz sertleşen bir tonda başını açmasını, okula devam etmesini istediğini biliyordu. Onların daralmaları Nermin’i döndüremedi ağır kararından. Her çağ denilişinde çan gibi çınlayan çağdaşlık uzağındaydı artık. Hiç değilse şimdilik bu ne olduğu tam da belli olmayan kariyer yarışından, hoş görülmek ve bir yer edinmek için yaftayı kabullenip aşağılanmayı kabul etmekten, göze girmek için şekilden şekle girme illetinden kurtulmuştu. Çağdaşlarımın kim olduğunu özgürce seçerim böylelikle, ancak her çağın erdemlileriyle çağdaşlık kurabilirim diye düşündü.”
6.17 ₺ -
Hiçbiryer
Erkeklerin hikâyesi neden yok? Hikâye biriktiren, hikâyeleriyle birbirine tutunan, hikâyeleriyle yarışan, hikâyeleriyle konuşan kadınlara inat, neden bunca sessiz erkekler dünyası! Gürültüden yana zengin, sözden yana fakir! Kadınlar erkeklerin “burada” olmamasından şikayet eder daima. “Burada” olmayan erkekler nerededir? Eğlenen, oyalanan, yarışan, ama konuşamayan sessiz erkekler korosu. Sesler erkekler korosundan bir karakkter: Şahin! Adı Şahin, gönlü turna. Sevdiğinin artık yanında olmadığını fark ettiğinde, uçmaktan vazgeçip yere inen turna. Dünyadan uzaklaştıkça kendine yaklaşan. Kendine yaklaştıkça göle dönüşen Şahin. “Ol”duğu yerden vazgeçen. Durduğu yerden vazgeçen. Doğduğu yere dönen, ama varamayan...
10.28 ₺ -
Lale Devri: Hasbahçede Sonbahar
Bir yanda kalkınma, lüks ve şatafatın baş döndüren cazibesi… Savaşmaktan yorulan devletlülerin hiç bitmeyen eğlence sarhoşluğu… Gösterişli alaylar, köşkler, kasırlar, zevk ve safa ehli yeni yetme zenginler... Diğer yanda devleti kangren gibi saran suiistimaller… Mafyanın, adam kayırmanın, rüşvetin makbul sayıldığı devlet katları… Yangınlar, depremler, salgın hastalıklar ve pahalılığın çaresiz bıraktığı fakir kitleler... Sefahat ile sefalet arasında akıp giden yıllar… Gelişme ve yozlaşmanın birbirini tetiklediği derin fay kırıkları… Devletin tepesinde bir vezir… Halkı, esnafı, ulemayı, askeri peşine takan bir hamam tellağı... Ve derin bir hesaplaşma... Kalemiyle Osmanlı İmparatorluğu'nun duraksadığı döneme ışık tutan Zekeriya Yıldız, eğlenceden isyana uzanan bu sürükleyici romanda bizleri tebdil-i kıyafet içerisinde Lale Devri maceralarına misafir ediyor.
14.43 ₺ -
Esrarname
Esrarnâme, geleneksel masal anlatım biçim ve yöntemlerinden yararlanılarak yazılmış çağdaş bir roman; uzun bir aradan sonra yapılmış yeni bir özgün deneme. Dili, anlatımı, içeriği, bildirisiyle büyük bir önem taşıyan eser. Bizde romanın olup olmadığı sık sık sorgulanır, tartışılır. Buna karşılık niçin olmadığı ya da nasıl olabileceği üzerinde pek durulmaz. Cemil Meriç’e bakılırsa, tartışmaya bile gerek yoktur: Bizde romanın olması zaten mümkün değildir; çünkü Batı’nın sağlıksız toplum yapısının, bu yapının yol açtığı toplumsal çatışmaların bir ürünüdür ve inanmış bir toplumda işi yoktur. Tanışmamızın ve ilk örneklerini verişimizin, Tanzimat sonrasına rastlayışı, bu tezi doğrulasa da, romanın bugün edebiyatımızda vazgeçilmez bir önem kazandığı, görmezden gelinemez bir yer edindiği gerçeğini değiştiremez. Konunun bir başka boyutu daha var. Eski edebiyatımız, biçimi ve işlevi farklı da olsa, romanın bizdeki karşılığı sayabileceğimiz sayısız ürünle dolu. Mesnevileri manzum olmaları nedeniyle bir yana bıraksak bile, düzyazıyla yazılmış aşk, kahramanlık ve serüven hikayelerini, felsefi düşünceleri yansıtan alegorik anlatıları rahatlıkla bize özgü romanlar olarak değerlendirebiliriz. Sözün kısası, sorun, temelde türün kendisinden çok, onun Batılı kalıplar kullanılarak, seçilen örneklere uygun biçimde yazılmaya çalışılmasından kaynaklanmaktadır. Cemil Meriç’in deyişiyle, “başka bir dünyanın, başka bir ruh ikliminin, başka bir toplumun eseri”nin, onun dışında, hatta karşısında yer alan bir topluma olduğu gibi eklemlenmesi girişiminin başarısızlıkla sonuçlanması kaçınılmazdır. Bu durumda ortaya çıkan yapıt, ne kadar iyi yazılırsa yazılsın, toplumunu temsil edememesi bir yana, bir taklitten başka bir şey olamayacağı için, gerçekten başarılı bir ürün de olamaz. Roman tartışmalarının özünü de burası oluşturmaktadır. Öyleyse, yapılması gereken açıktır: Toplumumuzun “ruh iklimi”nden kopmadan, kültürel ve sanatsal birikimimizi değerlendirerek, anlatı geleneğimizin olanaklarını geliştirerek bize özgü romanı kurmak. Eski Hint, Mısır, İran, Arap, hatta Yunan düşünce ve sanat mirasını yorumlayarak yeniden üreten İslâm kültürünün Osmanlı sürecinde gerçekleştirdiği birikim, yüzyıllar boyunca tüketilemeyecek bir zenginliğe sahiptir. Roman alanında, bu yönde atılmış bir-iki adım, ne yazık ki, sürdürülmemiştir. Giritli Aziz Efendinin Muhayyelât’ı (1852) ile Filibeli Ahmet Hilmi’nin A’mâk-ı Hayâl’i (1910) türünden çalışmalar sürdürülseydi, bugün roman konusunda yapılacak değerlendirme ve tartışmaların niteliği çok farklı olurdu. Hasan Aycın’ın Esrarnâme’si, bu yönde atılan yeni bir adım. Dili, anlatımı, içeriği, bildirisi bir yana, yalnız bu yönüyle bile, büyük bir değer ve önem taşıyor. Aycın Esrarnâme’de, ilk bakışta, bize Keloğlan masalları anlatıyor. Ama ne yazdığı masal, ne de anlattığı, bildiğimiz Keloğlan. O, masal dili ve kurgusuyla bize bizi, insanoğlunu anlatıyor. Saf ve yalın bir Müslüman bakışla insanın iç çatışmalarını, aldanışlarını, tutkularını, arayışlarını anlatıyor; dünyayı ve hayatı yorumluyor. Daha da önemlisi, bunu yaparken, geleneksel bir anlatım biçiminin nasıl dönüştürülebileceğini, nasıl yeniden üretilebileceğini; kimi geleneksel ve kültürel öğelerin simgesel değerlerinden yararlanarak nasıl iç içe geçmiş anlam katmanları oluşturulabileceğini büyük bir başarıyla gösteriyor. Kısaca söylersek, Aycın’ın bu denemesinin gereken ilgiyi göreceğini, Esrarnâme’nin Muhayyelât ve A’mâk-ı Hayâl gibi tenha kalmayacağını ummak, her şeye karşın, aşırı bir beklenti olmayacaktır.
4.45 ₺